Image
Image

Murat Muratoğlu

1957 yılında Murgul’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimi Artvin’de, yükseköğrenimini İstanbul’da tamamladı.

Aşıklık geleneği ve şiirin belirgin olduğu bir ailede büyüdü. Yörenin önemli şairlerinden Xodlu Noksani’nin (1922-1964) oğlu olmasına karşın küçük yaşlarda babasının ölmesi yüzünden halk şiirine ilişkin geleneği öğrenmesinde yörenin öteki aşıklarının etkisi oldu.

Yüzlerce sayfayı bulan babasının notlarını ve defterlerini ilk gençliğinde incelemeye başladı. Bu dönemden sonra şiirle daha yakından ilgilenen Muratoğlu, aynı zamanda bağlama çalmayı öğrendi.

Değişik araştırmalarda yer alan şiirlerinde hemen her konuyu işleyen Murat Muratoğlu, bazen mahlas olarak da adını kullanmaktadır.

Muratoğlu’nun bazıları bestelenen şiirleri çeşitli gazete, dergi ve araştırmalarda aktarıldı.

Murat Muratoğlu’nun şiirlerinin bir bölümü »Yüreğimin Sesi« (2003) adıyla kitap olarak yayınlandı.

Şiirler

Bıraktın


Güldürdün elleri başıma benim
Bir yüze bakacak hal mi bıraktın
Bakmadın gözümde yaşıma benim
Kırmadığın kanat kol mu bıraktın

Sensiz bu alemde gayrı gülemem
erdesin kimlesin hiç de bilemem
Her an çabalarım sana gelemem
Önümde bir köprü yol mu bıraktın

Devran böyle gider diye sanarken
Gönüllerde ateş olup yanarken
Arı gibi her çiçeğe konarken
Kovanım da petek bal mı bıraktın

Ben de devran sürüp gönüller yaktım
Hüzünle kederle geçmezdi vaktim
Deli nehir oldum çağlayıp aktım
Kuruttun damlamı sel mi bıraktın

Yalan gülüm senden başkası yalan
Bir sen olsan bana dünyada kalan
Budadın bağımı eyledin talan
Soldurmadık gonca gül mü bıraktın

* * * 

Vurdu Beni


İhaneti yaban elden beklerken
Canımda bildiğim kul vurdu beni
Nice poyrazları bir bir haklarken
Gelip ince esen yel vurdu beni

Naçar kaldım şimdi sensiz neylerim
Her sözü gönlüme bir gam eylerim
Dertli çalar hem de dertli söylerim
Sazımdaki kırık tel vurdu beni

Ölüm olsa ben yolumdan dönmezdim
Binip aşk atına sürüp inmezdim
Kor ateşe düşsem yine yanmazdım
Sönmeye yüz tutmuş kül vurdu beni

Ederinden fazla değeri verdim
Açtım bu gönlümü önüne serdim
Zararı yok olsun ben affederdim
Bir haddini bilmez dil vurdu beni

Murat’sız kalmışım hep çile çeken
Aşkın bahçesini biçmeden eken
Etrafımı sarmış iken bin diken
Bir vefasız gonca gül vurdu beni

* * * 

Güzel


Bülbül gibi havalansan dalında
Seni bulmak için uçarım güzel
Esir olsan bile Yemen çölünde
Duramam bir zaman kaçarım güzel

Her engeli bir solukta geçsem de
Ummanları aşıp yelken açsam da
Altın kaplı tastan şarap içsem de
Yine de ben sensiz naçarım güzelim

Bir yol görünüp de hemen gidenden
Yiğit soğurmuş ya çok naz edenden
Çıkmayınca şirin canım bedenden
Sanmayasın senden geçerim güzel

* * *

Yeter


Bir güzel gördüm de tarif edemem
Seni anlatmaya diller mi yeter
Bırakıp da bir yerlere gidemem
Alıp götürmeye yollar mı yeter

Güller açar yüzlerinde gülünce
Bin naz eder sevdiğimi bilince
Övmüş de yaratmış inceden ince
Belini sarmaya kollar mı yeter

Ela göz üstünde bir yaydır kaşın
Dökme cemalini görünsün dişin
Var mı yeryüzünde bir daha eşin
Sana benzemeye kullar mı yeter

Gönlün havalarda sen Kafdağında
Güzellik var hamurunda yağında
Bu kısa ömrümün hazan çağında
Yolun beklemeye yıllar mı yeter

* * *

Oldu mu


Sen ki içimdesin bir hayli zaman
Aklına düştüğüm birgün oldu mu
Varlığın bir başka yokluğun yaman
De bana çektiğim çile doldu mu

Gir gönül bağıma şöyle bir gezin
Kederde günlerim hepsinde hüzün
Bunca yıldır bana gülmeyen yüzün
Bilmem başkasını sevip güldü mü

Hep düşündün bir karara varmadın
Güllerim sarardı soldu dermedin
Kaç zaman geçti de birgün sormadın
Hiç değilse bir bak Murat öldü mü
Aradım


İnsanlarda asaleti kemali
Kaftanında değil özde aradım
Engin gönül ile nurdan cemali
Ey erenler bilin sizde aradım

Paylaştım soframda ekmeği balı
İstemem olmasın kilimle halı
Dostun bahçesinde yeşili alı
Beyazda karada bozda aradım

Ölsem de namerde edemem minnet
Gönlü alçak olmak en büyük sünnet
Sormadım softaya nerede cennet
Hakka doğru giden izde aradım

Kamil olmayana derdim açmadım
Ekmediğim yerde kesip biçmedim
Cimrinin elinden ilaç içmedim
Dermanı yaramda tuzda aradım

Güzeli ararım yoktur durağım
Nice yıldır menzilime ırağım
İnsanlık yolunda ben bir çırağım
Murat’ı ateşte közde aradım

* * *

Doğru


Yaradan derdi verdi mi
Bakar imiş kula doğru
Alıp götürse derdimi
Salsam azgın sele doğru
Gönlümde hep hatıralar

özlerim hayale dalar
Elim gider seni çalar
Sazımdaki tele doğru

Sensiz bulamam yolumu
Ne sağımı ne solumu
Dolasaydım yar kolumu
O incecik bele doğru

Alem seni bana bilsin
Dünya malı ele kalsın
Rüzgar ile kokun gelsin
Aç göğsünü yele doğru

Uğruna yere inerim
Uçtuğun dala tünerim
Sevda atına binerim
Sonu gelmez yola doğru

* * *

Bulamadım


Saymadın can diye ağlattın beni
Gönlümü bilecek kul bulamadım
Aşkın ateşiyle dağlattın beni
Yanmış yüreğime sel bulamadım

Gem vurdum duyguma ben çoğu zaman
Hasretin yürekte vermiyor aman
Geçse de aradan bu kadar zaman
İçinden çıkacak hal bulamadım

Kördüğüm olmuşum zülfün telinde
Savrulup dururum aşkın yelinde
Sensiz bu şehirde gurbet elinde
Sılama gidecek yol bulamadım

* * *

Gelirim


Hiç bilgim olmadı gizli saklından
Bu sırrı gönlümde yaşar giderim
Geçirseydin beni bir an aklından
Bağlasalar durmam koşar gelirim

Dilerim ki biter bu sonsuz sürgün
Kurbanın olurdum inan ki hergün
Sen beni gönlüne düşürdüğün gün
Ne engeller varsa aşar gelirim

Adını anarım kendi kendime
Bağlı kaldım sonuna dek andıma
Aklıma düşünce sığmam bendime
Tüm setleri yıkar coşar gelirim

Sensiz bu dünyada alamam Murat
Sana gelen yollar olsaydı Sırat
İstemem altımda olmasın kırat
Dumanlı dağları aşar gelirim

* * *

Gibi


Senden uzakta bir anım
Geçmez sanki aylar gibi
Bir yanım mahzun bir yanım
Coşar deli taylar gibi

Acılar gönlümde kışlar
Kabus olur tamam düşler
Süzülür gözümden yaşlar
Sessiz akan çaylar gibi

On altıya benzer yaşın
Eğilmesin yere başın
Çatma n’olur böyle kaşın
Göz üstünde yaylar gibi